İntravenöz Tedaviler
Vücudumuzun ve vücudumuzdaki bütün sistemlerin doğru ve yüksek kapasitede çalışabilmesi için bir çok farklı temel besin maddelerin gereksinimi vardır.
Tüm bu temel gereksinimler; çeşitli vitaminler, mineraller, antioksidanlar gibi maddelerdir. Vücudumuzun ihtiyacı olan temel maddeleri ; çarpık sanayileşme, genetiği ile oynanmış besinler, su ve hava kirliliği gibi sebeplerden ötürü normal beslenme alışkanlıklarımız ile karşılamamız pek mümkün olmamaktadır. Bazen yeterli alım sağlansa bile bağırsaklardaki emilim problemleri nedeniyle vücudumuzun için gerekli olan maddeler dolaşımımızda yeterli miktarda bulunamamaktadır.
Vücudumuzun ihtiyaçlarının karşılanması ve sistemlerimizin azami ölçüde çalışabilmesi için kişiye özel planlama yapılarak damardan terapiler uygulanmalıdır.
IV Terapiler son yıllarda tüm dünya’da popülerlik kazanan, oldukça başarılı sonuçların alındığı bir uygulamadır. Tüm dünyanın kullandığı bu terapiler Kayseri ‘ de bulunan kliniğimizde bireylerin ihtiyaçları doğrultusunda kişiye özel programlanma şeklinde başarı ile uygulanmaktadır.
IV terapi , damar yolu ile vitaminlerin, minerallerin, aminoasitlerin ve antioksidanların doğrudan dokulara gittiği ve % 90-100 emilim oranıyla sonuçlanan, (ağızdan aynı maddeler alındığında maksimum emilim oranı %10-20) vitamin, mineral ve antioksidanları dokulara iletmenin bilinen en hızlı ve etkili yoludur.
Bedenimiz kimyasallardan, radyasyondan ve kirleticilerden kaynaklanan zararı sürekli onarma eğilimindedir. Yaşlanma ve uzun süreli zararlı ajanlara maruz kalma nedeniyle vücudun bu onarım mekanizmalarının etkinliği azalır. IV terapilerle vücuttaki onarım mekanizmaları , bağışıklık sistemi mevcut halinden daha etkin çalışmaya başlar.
Hem bireylerin iyilik halinin devamı hem de hali hazırda bir hastalığı olan bireylerde iyilik haline ulaşabilmek adına IV terapilerden faydalanabiliriz. Koruyucu sağlık , uzun ve sağlıklı yaşam adına bireye özgü planlamalar ile uygulama yapmak gerekir.
Terapilerin etkinliği ; tedavi edilen duruma, kullanılan protokole, hastanın genel sağlığına ve kaç tedavi yapıldığınagöre olarak farklılık gösterecektir.
Bilinen faydalar:
– Bağışıklık sistemini güçlendirir.
– Konsantrasyonu arttırır unutkanlığa iyi gelir.
– Kan şekerinin dengelenmesini sağlar.
– Hangover (akşamdan kalma) durumunu iyileştirir.
– Hormonal dengesizliği düzenler.
– Yaşlanma belirtilerini azaltır .
– Egzersiz sonrası ve spor yaralanmaları sonrası hızlı toparlanma sağlar.
– Enerjik ve neşeli olmayı sağlar.
– Cildi güzelleştirir.
Glutatyon, üç amino asitten (glisin, sistein ve glutamik asit) oluşan bir tripeptittir . Bilinen en güçlü antioksidanlarından biridir. Glutatyon, hücrelerin enerji santralleri olan mitokondrilerin sağlıklı bir şekilde çalışması için gereklidir. Bu antioksidan, özellikle serbest radikallere bağlanarak ve zararlı ajanların vücudunuzdan atılmasını kolaylaştırarak vücudunuzun hastalık ve yaralanmalarla etkin bir şekilde baş etmesine yardımcı olur.
Sağlıklı yaşam , performans yüksekliği , hastalıkları önlemek ve yaşlanmanın etkilerinden korunmak, bağışıklık sistemini güçlendirerek enflamasyonun kontrolü için glutatyon düzeyleri yüksek tutulmalıdır.
Yüksek glutatyon düzeylerinin kas hasarını azalttığını, kasların iyileşme süresini kısalttığını, kas kuvveti ve dayanıklılığını artırdığını ve metabolizmayı yağ depolama yerine kas yapımına kaydırdığını göstermektedir.
Vücudumuzda doğal yollarla kendiliğinden glutatyon üretilmektedir. Ancak yaşlanma ile birlikte glutatyon üretimi kritik düzeylere kadar düşmektedir. Ayrıca maruz kaldığımız zararlı çevresel faktörlere bağlı glutatyon tüketimi artmakta vücudumuzda üretilen glutatyon ihtiyacı karşılayamamaktadır. Bu nedenle sağlığın devamı yada hastalıklarla mücadele adına intravenöz glutatyon tedavisi önerilmektedir. Terapinin sıklığı, süresi ve glutatyonun miktarı kişiye özel belirlenmelidir.
GLUTATYON HANGİ DURUMLARDA UYGULANABİLİR?
- Sağlıklı bireylere iyilik halinin devamı için
- Kronik Yorgunluk Sendromu , fibromiyalji
- Otoimmün Hastalıklar( Romotoid Artrid, Haşimato, vb.)
- Hiperpigmentasyon (Cilt Lekeleri)
- Anti-aging etki (hem cilt yaşlanmasını hem dokuların yaşlanmasını geciktirir.)
- Parkinson Hastalığı ve bunama ( DEMANS) gibi nörodejeneratif hastalıklar
- Bağışıklığı Desteklemek
- Diyabetik Nöropati
- Kalpdamar hastalıkları
- Kanser
Alfa Lipoik Asit, vücutta doğal yollarla üretilebilen güçlü bir antioksidandır. İnsan vücudunda üretilen alfa lipoik asit diyabet, diyabetik nöropatiler ve karaciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılır.
Ayrıca sinirlerde oluşan harabiyeti giderme, kilo kaybı ve kan şekeri kontrolü gibi kanıtlanmış birçok özelliği bulunur. Tüm bunların yanı sıra günümüzde en çok anti-aging, yani yaşlanma karşıtı, etkisiyle ön plana çıkan bir antioksidandır. Hem ciltte hemde hücresel boyutta yaşlanmayı azaltır.
- Karaciğeri etkileyen toksik maddeleri vücuttan uzaklaştırır
- Diyabetten korunmada, glukoz kontrolünde ve nöropati gibi kronik hiperglisemiye bağlı komplikasyonlardan korunmada etkilidir
- Yüksek anti aging/ yaşlanma karşıtı etkisi vardır
- Serbest radikallerden etkisiz hale gelen antioksidanların yeniden üretilmesini destekler;
- Direkt olarak C vitamininin, indirekt olarak E vitamininin yeniden oluşumunu sağlar
- Araştırmacılar, alfa lipoik asitin hücreler arası glutatyon ve koenzim Q-10 seviyelerini arttırdığını da bulmuşlardır.
- Beyin hücrelerinin sağlıklı çalışmasına yardımcı olur.
- İnme geçiren hastalarda beyin hücrelerinin yenilenmesine yardım eder
- Damar tıkanıklığını engelleyerek, damar sisteminin genç kalmasını sağlar
- Alfa lipoik asitin arsenik zehirlenmelerinde kullanılabileceği hayvan çalışmaları ile gösterilmiştir.
- Kadminyum civa gibi ağır metallerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlar
- Katarakt, Glokom gibi göz hastalıklarının tedavisinde etkilidir
- Radyasyon yaralanmalarından korunmayı sağlar
- Santral sinir sistemini oksidatif hasardan korumak suretiyle çeşitli nörolojik bozukluklardan korur
- HIV tedavisinde yardımcı olarak uygulanabilmektedir.
C vitamini en iyi bilinen vitaminlerden biridir ve yüksek antioksidan etkiye sahiptir.. Suda eriyen bir vitamin olduğu için vücutta birikip toksik etki oluşturmaz. C vitamininin fazlası idrar ile vücuttan atılır.
Ağızdan alınan C vitamini barsaktan saatte 1000 mg emilebilmektedir. Oral olarak yüksek doz almak bağırsakları rahatsız edebilir ve ishale neden olabilir. Bu sebeple ağızdan alınan günlük C vitamini miktarı yavaş yavaş arttırılmalıdır ve gün içinde doz aralıkları kişiye uygun olarak ayarlanmalıdır.
Damar yolu ile daha yüksek dozda C vitamini vücuda yavaş infüzyon şeklinde verilebilmektedir. Damar yolu ile daha yüksek dozlarda C vitamini uygulaması ishal ya da diğer sindirim sistemi rahatsızlıklarına neden olmamaktadır.
C vitamini bir çok hastalıkta da tamamlayıcı tedavi amacıyla kullanılır:
- Kanser
- Artrit
- Lyme hastalığı
- Bakteriyel enfeksiyonlar
- Viral enfeksiyonlar (Grip, Hepatit, HIV, Covid-19)
- Yaralanma sonrası oluşan ağrılar
- Vücutta enerji yokluğu ve sürekli hissedilen yorgunluk
- İştahsızlık
- Sık tekrarlayan prostat iltihabı
- Kronik idrar yolu enfeksiyonu
- Metabolik Sendrom (Diyabet, kalp rahatsızlıkları, obezite, inme)
Yüksek dozda damar yoluyla uygulanan C vitamini kanser hücrelerinde birikerek oksidan özellik gösterir ve bu hücrelerin ölümünü sağlar. Bu nedenle kanser olan hastalara C vitamini yüksek dozda ve damar yoluyla verildiğinde bağışıklık sistemi güçlendirlmiş olur.
Bununla birlikte kanser tedavisinde kanser hücrelerinin ölmesi, hastanın ağrılarının azalması, kemoterapinin neden olduğu yan etkilerin daha hafif ve dayanılır olabilmesi için tamamlayıcı tedavi olarak da tercih edilir. Vücutta C vitamini değeri düştüğünde bağışıklık sistemi de düşer.
